BALKON MESAFEM…

Sabah 6:30. Gözümü açtım aslında hiç uyumadan uyandığımın farkındayım. Üşenmeden kalktım balkonda kendimin son güncellenmiş halini izledim. Neredeyim, ne yapıyorum, hayatım nasıl gidiyor, insanlarla iletişimim nasıl?

Güvendiğim birileri var mı? Mutlu muyum? Kalbim biri için çarpıyor mu? Çarpıyorsa o nerede? Neden vakit kaybediyorsun? En son ne zaman biri ile uyudun? Hiç uyuyabildiğin zaman ona tahammül edebildin mi? Frida sen ne istiyorsun?

Sorularıma cevap vereyim; Son bir yıl içinde özellikle kendimde ki bu ilerlemeyi, ağır dönüşümü fark ettim. Ciddi ve yoğun dönüşümlerden geçtim. Duygusal depremler yaşadım, sadece karşı cinsten bahsetmiyorum bu durumu hemcinslerimden de 37 yıldır değişmeyen kazık yeme ritüelleri başı çekiyor.

Eskiden pek bir saf ve Polyanna tadında biriydim. La Fontaine’den masallar dinlemeyi severdim. Bugünüme baktığım zaman daha korunaklı, güvenli ve hiç bir şey hissetmeyen umursamaz biri olmuşum.

O kadar sahtekar insan tanıdım ki, ağır “MİTOMANİ” kendilerini de kandıran ve buna inanan asalak tayfası .Vallahi bugünün balkon istişaresini yapıyorum, kimseye yükselmedim ayrıca belirteyim balkonu severim.

Maksimum üç gün üzülüyorum eğer nefret ettiğim biri ise bir ay kurulup kin besliyorum fakat zamanla unutuyorum, aslında benim için “nefret seviyesinde” dediğim kimse yok. Her sabah bu döngüme devam ediyorum ve kimseyle görüşmüyorum, görüştüklerim ise yüzeysel iletişim maksimum iki saat.

Onun dışında hayatının kontrolü elimde gayet güzel gidiyor, beni aldatacak bir sevgilim yok şükürler olsun kalbin dolu mu bence var bir şey ama süresi miyadı dolmak üzere uzaktan uzağa sevmem ben. Kendimi bildiğimden beri hayatımda alakalı hep tarihlerle alakalı totemlerim, kotalarım olmuştur.

Yazılarımda da belirtiyorum hayatımda karşı cinse olan ilgimi gizlemem, hemen söylerim. Neden gizleyeyeyim? Anında söylerim karşılık bulursam da bunu sürdürürüm ama bu illa ilişki ya da başka bir şey anlamına gelmiyor sadece hayat kısa söylemekte fayda var..

Biriyle uyuma kısmına gelince, uyumuyorum. Normalde de yatağımı paylaşmayı seven biri değilim ama biriyle uyuyamıyorsam zaten o kişi hayatımda yoktur.

Aslında hayatım netlik üzerine kurulu var mısın yok musun? Belirlediğim vakitten sonra geliyorsa “abi/kardeş” gibi yüzüne bakıyorum çünkü bir şey hissetmiyorum. Kendime “bir şey hissediyor musun” diye sorduğumda ise cevabım net, HAYIR! (Hayatımda bir kere oldu ikincisi olmak üzere)

Kusura bakma hayat kısa, ortalama insan ömrünün yarı yaşına geldim. Kedi/Fare kovalamaları için oldukça yaşlıyım. Neyse, hikayemin duygusal kısmını atlayalım.

Bakalım iç soruna, ruhumun derinliklerine.
Sabahın en erken saatleri, zihnimin en çok çalıştığı saatlerdir. Etrafımda insan yoktur, bir başıma kendimi dinliyorumdur. Hayatımın radikal kararlarını sabah saatlerinde vermişimdir.

Geceden sabaha kadar düşünmem, sabah kalkar geçerim balkona içerim bir demlik çayı veririm o sağlam kararı, alırım elime kağıdı kalemi.(bildiğiniz manuel bir tipim) Üşenmem hayatımı listelerim ama dikkatimi çeken en önemli madde sorumluluk. Üzerimdeki yük zaten fazla, insanların bana abanması ya da benden medet umması ya da karşı tarafın aşırı beklentisi sayesinde yazdıklarımdan bu sonucu çıkarıyorum.

Fakat iki yıl öncesi gibi kafam eserse, bütçemin yettiği kadar tekrar farklı ülkeleri ve kültürleri keşfetmek, gezmek istiyorum. (Corona beni hayallerimi erteleyecek gibi ama sağlık olsun) Kalan ömrümde dünyanın tamamını gezmek istiyorum. (İnternet’ten Yay burcu’nu araştırın hatta Yay burcu kadınını araştırın ne demek istediğimi anlarsınız.) Kitaplardan ülkeleri ve coğrafyalarını tanımak istemiyorum, görmem denemem lazım benim hayat mottom bu!

Bazen çöp kamyonlarının arkasında olan abilere özeniyorum. O kadar pervasız sağa sola bakıyorlar ki mikrop mu kapacak hasta mı olacağım hiç umurlarında değil hepsi de böyle sırıtık bir tip. Özellikle sabahları Suadiye sahilindeki çöp arabasını izliyorum gayet neşeliler Bazen sabah yedi bazen de akşam yedide geçiyorlar. Özellikle takip ediyorum diyeceksiniz ki bu kadın manyak. Ağızlarında sigara Temel reis gibi, tek koluyla demiri tutuyor diğer kol aşağıya doğru sarkıyor ve çok rahat.

Hayatın yükünü atmış omuzundan (sanki ?) sallana sallana gidiyor. Utanmasam “beni de alın yanınıza” diyeceğim. Aslında içinde çöp olmadan aşırı dezenfekte edilmiş hali olsaydı yemin ediyorum cesaret eder söylerdim. Yeni bir kamyonete denk gelip denemek isterdim. (Özel uçaklarda alamadığım zevki çöp kamyonunda bulurum belki)

Ruhum teflon mu dersiniz, çelik mi dersiniz ya da en ağır metal neydi (onu da hatırlamıyorum ama Google bakamam şimdi) onu sizin zevkinize bıraktım. Kimse için kolum kalkmıyor. Eskiden bir şeyi çok istediğim de çabalar hatta beş kişiye para verip salat-I Tefriciye okuturdum. (Yemin ederim yaptım)

Beni bıraksanız bıkmadan usanmadan yazmaya devam ederim. Yazmak iyi geliyor bana ruhum hafifliyor, yüküm azalıyor veya ben öyle hissediyorum. Şimdilik burada bitireyim görüşmek üzere…

Paylaş:

Share on facebook
Facebook
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on twitter
Twitter

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İlgili Makaleler

HEDEF BEN MİYİM 2020..?

2020 yılı genel özetine neresinden bakarsam bakayım çöp, hayatımda hiç olmadığım kadar enjeksiyon yapılan, böbrek taşı – kumu ne kadar inşaat malzemesi varsa ortaya döktüğüm

KROMOZOM…

“İnsanlar hücrelerimi parçalıyor kromozomlarıma kadar ve bana düşen ise her seferinde tek tek her hücremi tekrar birleştirmek…” Tabii ki bunun altında bir dram yok şu

BOŞA ÇEKİLEN KÜREKLER…

Boşuna kürek çekmek istemiyorum anlamsız yüklemeler zihnimi yormalar… Bu duyguları yaşamak için oldukça yetişkin biriyim. Hayatım hep net ve önem verdiğim kişiler üzerine kurulu. İçe