MARS’A GİTTİM DÖNECEĞİM…

Başımı alıp Mars’a kadar gidesim var arkadaş..!

Oldum olası insanları seven ama yalnızlığı da ayrı seven bir yapım vardır. Çocukken de böyleydi. Kendime ait bir alanım olsun ben istediğimde insan içine karışırım, istediğim zaman sahalara çıkarım ama istemediğimde beni rahat bıraksınlar inzivaya çekileceğim kafasındayım.

Bir de insanlar diyor ki;
“senin gibi kadını nasıl yalnız bırakıyorlar?”
Ay bırakmıyorlar zaten, konu da burda. Bırakmadıkları için insanlardan kaçıyorum ve bunalıyorum. Hani matah birşey değil aşırı talep ve ilgi görmek. Bakın mesela bunları yazarken başka bir arkadaşım yazıyor sevgilisi bunu terk etmiş, dertliymiş.

Kendime ayıracak zamanım yok kardeşim. Ben ateş kadınıyım, yerimde duramam. En nefret ettiğim konu ise uyuşuk ve tembel insanlar. Sabahın köründe kargalar bilumum faaliyetlerini gerçekleştirirken sahilde 16.000’inci adımımı atarken ya da paten kayarken görebilirsiniz.

Ruhumun daralmasına ve sıkılmaya gelemiyorum. Beni üzen, yoran, boğan insanlardan kaçarım. Ben değerliyim zamanım değerli. Niye saçma salak mevzulardan canımı sıkayım ki? İyot kokusunu alıp sırada nerede hangi şehirde tatil yapacağımı nereyi keşfedeceğimi planlamak varken niye 3 günlük değmez insanlara duyulan aşk acısı adı altında hırstan bilenmiş hikayeler dinleyeyim?

Arkadaşımın Ferrari’sinin benzini bitmiş de deposunu dolduramamış diye mi üzüleyim?
Bazı insanlar var enerji vampiri, bir mevzuya başlayınca oradan oraya bir sürü laf kalabalığı yapıyorlar, peki sonuç? “Yok.”

Adam sevmiyor, aldatıyor diyor, e bırak o zaman, Yoook… Bırakamam. E katlan o zaman. Yoook, olmaz bana köpek olsun, bana ölsün bitsin, geri dönsün, sürünsün. Olmaz sevgili din kardeşlerim valla olmaz. Olsa denedim bende olurdu. Vallahi ne spritüel destekler aldım, mumlar yaktım, dualar okuttum, totemler yaptım. Bir ara yine bir Dolunay mı desem Yeniay mı, ritüel yaparken kendimi sahilde kargayla konuşurken buldum 🙂
(Neyse bu ayrı hikaye onu da yazarım.)

Olmuyor anlayacağınız. Artık öğrendim olmayacak duaya amin demiyorum. Arkadaşlarıma da söylüyorum anlamıyorlar, ben de çekiliyorum kenara. Yaşayın ve görün…

Ruhum daralmaya, sıkılmaya gelmiyor. Üzen, yoran, boğan insanlardan kaçarım demiştim ya, bu aralar çok sevdiğim sahile bile inemiyorum. Hani okyanusta boyu el kadar küçük ama etrafa verdiği zarar ziyan açısından Çernobil gibi zehir saçan deniz yaratıkları vardır ya, koskoca okyanusu mundar eder.

Sahile inemiyorum çünkü görüp midemi bulandıran, bende yarattıkları tahribattan sonra buz dağı olup Titanik gibi batırmak istediklerim var. İnsanlara karşı iyi niyetimi ve güvenimi zehirleyen bu “insancıklar” sahillerde zehirli yaratık olarak dolaşıyor.

“Beni beni, Bihter’lerini”, nerde eksikleri var kapatan (dükkan mı açıyorsun canım, merak etme tüm çevremi toplar getiririm, zengin kodaman dostlarım sende, ne ihtiyacın var çay makinesi, kahve makinesi, dilsiz uşak?), nerde hataları var örten (ne münasebet başka biri varmış, o sana bağlı, seni seviyor, saçmalama), nerde imkanları varsa sağlayan (senin ekibi ayarla sizi Bodrum’da tatile gönderiyorum; seni benim kuaförüme gönderiyorum bendensin, ne demek dostum kıçındaki donda benden sanırsın evimdeki kiler bölümünde şahsi darphanem var, merkez bankasıyla ortak çalışıyorum)

Bihter’lerini nasıl da iki hamlede boklayarak esefle kınıyorlar anlatamam. Tabi bunlar benim önüme düşünce, ben hepsini öğrenip uygun, anladıkları bir dille(!) cevap verince “Uzak dur benden, beni rahat bırak!” nidaları yükseliyor. Esas siz beni bir bırakın yahu…

Yok mu beni alıp vapura bindirip gezdirecek aklı başında bir insan evladı? Bunların alayından kaçmak kurtulmak istiyorum. Vallahi gözüm yüksek silindirli araçlarda değil arabada hiç değil.

1 sene önce Suadiye sahilinde yürüyüş yaparken karşıdan üzerime doğru gelen bir adam “Siz ünlü modelsiniz, sizi tanıyorum, ekranlarda gördüm” deyip (halbuki yalan) atladı. “Teşekkür ederim” kem küm dememe kalmadı, adamın Mars’a gitme planlarına dahil oldum. Hayır, Mars’ta su bulunmadı, henüz daha keşfedilmedi, sıcaklık çok yüksek, adı üstünde kızıl gezegen. Ulan bu aya mı gidecekti acaba? Ne bu, kafayı mı yedi? Adam devam ediyor isterseniz ben gezegene gideceğim, sizi de uzay gemisine davet edeyim.

Yemin ediyorum böyle manyaklarla da tanıştım. Ben nasıl bir paratonerim hala tartışıyorum ama yani insanların vaatleri bitmez. Ben artık uzay gemisine, lüks silindirli arabalara, hücum botlara binmek istemiyorum. Beni alın vapura götürün, bir simit yedirin, gerçekten…

Fantezi değil ama mümkünse iki kişiden fazla olmasın, çünkü kalabalıklara tahammül edemiyorum. Sosyal gibi görünen asosyal bir kişiyim. İnsanların bana vantuz gibi yapışmasına anlam veremiyorum. Bu kadar spor yapıyorum, bu kadar görüntüme önem veriyorum ama sizin için yapmıyorum. Tabi ki kendime değer veriyorum, benim görüntümü benim duruşumu kullanın diye değil, siz de kendinize bakın, kendinizi geliştirin, bana ne sizden…

Ben kendime önem veriyorum. Hayatımın aşkını bulmak için, bulacağımda…

Paylaş:

Share on facebook
Facebook
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on twitter
Twitter

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

İlgili Makaleler

HEDEF BEN MİYİM 2020..?

2020 yılı genel özetine neresinden bakarsam bakayım çöp, hayatımda hiç olmadığım kadar enjeksiyon yapılan, böbrek taşı – kumu ne kadar inşaat malzemesi varsa ortaya döktüğüm

KROMOZOM…

“İnsanlar hücrelerimi parçalıyor kromozomlarıma kadar ve bana düşen ise her seferinde tek tek her hücremi tekrar birleştirmek…” Tabii ki bunun altında bir dram yok şu

BOŞA ÇEKİLEN KÜREKLER…

Boşuna kürek çekmek istemiyorum anlamsız yüklemeler zihnimi yormalar… Bu duyguları yaşamak için oldukça yetişkin biriyim. Hayatım hep net ve önem verdiğim kişiler üzerine kurulu. İçe